Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları: Mendilde Şeker, Avuçta Kolonya

Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları: Mendilde Şeker, Avuçta Kolonya
11:51 - Şubat 19 2026 Perşembe

Ramazan Bayramı denildiğinde çoğumuzun zihninde aynı sahneler canlanır: Sabahın erken saatlerinde uyanılan bir ev, özenle ütülenmiş bayramlık kıyafetler, mutfaktan yükselen tatlı kokular ve kapının hemen yanında hazır bekleyen bir şekerlik ile kolonya şişesi… Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları, sadece bir dini bayramdan ibaret değildi; aynı zamanda aile olmanın, mahalle kültürünün, paylaşmanın ve küçük mutlulukların en yoğun yaşandığı zamanlardı. “Mendilde şeker, avuçta kolonya” ifadesi, o günlerin belki de en sade ama en güçlü özetidir. Mendilin içine gizlenen renkli şekerler, avuç içine dökülen limon kolonyasının serinliği, bayram sabahlarının unutulmaz ritüelleri arasında yer alır. Bu yazıda, çocukluğumuzun Ramazan Bayramlarına doğru uzun bir yolculuğa çıkacak; o günlerin heyecanını, geleneklerini, kokularını ve seslerini yeniden hatırlayacağız.

Bayram Sabahının Heyecanı

Çocukken Ramazan Bayramı sabahı sıradan bir sabah değildi. Hatta çoğu zaman alarm kurulmasına bile gerek kalmazdı. İçimizdeki heyecan bizi erkenden uyandırırdı. O gün, sıradan bir gün gibi başlamazdı; sanki evin içindeki hava bile değişirdi. Perdeler daha erken açılır, güneş ışığı eve daha parlak girerdi. Bayram sabahı denince akla ilk gelen detaylardan biri bayramlık kıyafetlerdir. Günler öncesinden alınmış, çoğu zaman yatağın kenarına özenle bırakılmış o kıyafetler, sabah giyilmek için sabırsızlıkla beklerdi. Yeni ayakkabılar, hafifçe sıkan ama gururla taşınan elbiseler, saçlara sürülen jöle ya da takılan tokalar… Hepsi bayramın bir parçasıydı. Evdeki büyükler erken kalkar, bayram namazına gider, dönüşte “Bayramınız mübarek olsun” diyerek ilk bayramlaşma evin içinde başlardı. Çocuklar içinse bayramın en heyecanlı kısmı birazdan başlayacaktı: Ziyaretler ve şeker toplama serüveni.

Kolonyanın Serinliği: Avuçta Bayram

Ramazan Bayramı’nın en sembolik ritüellerinden biri, misafire kolonya tutmaktır. İnce belli cam şişelerde, bazen işlemeli kapaklarla sunulan kolonyalar, bayramın adeta kokusudur. En yaygın olanı limon kolonyasıydı. Şişe hafifçe eğilir, avuç içine birkaç damla dökülür, ardından iki el birbirine sürtülürdü. O keskin ama ferahlatıcı koku, bayramın başladığını ilan ederdi. Kolonya sadece hijyen amaçlı bir ikram değildi; aynı zamanda bir hoş geldin mesajıydı. “Seni ağırlamaktan mutluyuz” demenin en zarif yollarından biriydi. Çocukken kolonya tutmak da ayrı bir görevdi. Büyükler, şişeyi dikkatlice uzatır ve “Dök bakalım” derdi. Fazla dökmemek, az da kaçırmamak önemliydi. O küçük sorumluluk, çocuğa kendini büyük hissettirirdi. Bazı evlerde farklı kokular da olurdu: Lavanta, tütün, çiçek kokuları… Ama limon kolonyasının yeri hep ayrıydı. O koku, yıllar geçse de hafızadan silinmez. Bugün bir yerde limon kolonyası kokladığımızda bir anlığına çocukluğumuzun bayramlarına dönmemiz bundandır.

Mendilde Biriken Şekerler

Bayramın çocuklar için en heyecanlı kısmı şüphesiz şeker toplamaktı. Kapı kapı dolaşmak, “İyi bayramlar” diyerek el öpmek ve karşılığında şeker almak… Bu ritüel, sadece bir ikramdan ibaret değildi; aynı zamanda sosyalleşmenin, paylaşmanın ve mahalle kültürünün canlı bir göstergesiydi. Eskiden şekerler çoğu zaman mendile konurdu. Çocuklar ceplerini ya da küçük poşetlerini doldurur, mendilin içine sararak taşırdı. Renkli jelibonlar, parlak ambalajlı akide şekerleri, çikolatalar… Her biri ayrı bir mutluluk kaynağıydı. Bazı evler cömertliğiyle meşhurdu. “Bu evde çikolata var” haberi mahallede hızla yayılırdı. Bazı evlerde ise klasik akide şekeri sunulurdu; sert ama bayramın ruhuna en uygun lezzetlerden biri. Çocuklar, gün sonunda eve dönüp şekerleri masaya döker, ganimetlerini gururla sayardı. Kardeşler arasında takaslar yapılır, en sevilen şekerler bir kenara ayrılırdı. Şeker toplamak, sadece tatlı yemek değil; aynı zamanda komşuluk ilişkilerini güçlendiren bir gelenekti. Mahallenin büyükleri çocukları tanır, “Ne kadar büyümüşsün!” diyerek sohbet ederdi. O kapılar sadece şeker için değil, gönül almak için de çalınırdı.

Ramazan Bayramı Öncesi Alışveriş Planı

Günümüzde Ramazan Bayramı hazırlıkları yapılırken bir yandan da kolonya ve bayram şekeri fiyatları aile bütçesinde önemli bir yer tutuyor. Özellikle bayram öncesi dönemde akide şekeri, çikolata çeşitleri ve limon kolonyası gibi ürünlerde talep artışı yaşanıyor. Kolonya fiyatları marka, gramaj ve içerik kalitesine göre değişiklik gösteriyor. Ekonomik paketlerden premium ikramlıklara kadar geniş bir seçenek sunuluyor. Bu nedenle birçok aile, bayram alışverişine çıkmadan önce fiyat karşılaştırması yaparak hem bütçesine uygun hem de misafirlerine gönül rahatlığıyla sunabileceği ürünleri tercih etmeye özen gösteriyor. Çünkü bayramın ruhu paylaşmak olsa da, alışverişte bilinçli davranmak da artık hazırlıkların önemli bir parçası haline gelmiş durumda.

El Öpmenin Anlamı

Ramazan Bayramı’nın en önemli ritüellerinden biri büyüklerin elini öpmektir. Çocuklar sıraya girer, önce dede ve ninelerin, ardından anne-baba ve diğer büyüklerin elini öperdi. El öpüp başa koymak, saygının ve sevginin sembolüydü. El öpmenin ardından verilen harçlık ise çocukların en büyük motivasyonuydu. Küçük zarflar ya da doğrudan avuca sıkıştırılan banknotlar… O paranın değeri maddi olmaktan çok manevi bir anlam taşırdı. Çocuk için bu, bayramın somut bir hediyesiydi. Harçlıklar genellikle bayram boyunca saklanır, sonra oyuncak ya da sevilen bir şey almak için değerlendirilirdi. O parayı harcamak bile bir ritüeldi. Çünkü o para, sadece para değil; bayramın hatırasıdır.

Mahalle Kültürü ve Bayram Ziyaretleri

Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları, güçlü bir mahalle kültürü içinde yaşanırdı. Komşular birbirini tanır, bayramda mutlaka ziyaret edilirdi. “Bayram ziyaretine gelmediniz” denmesi ayıp sayılırdı. Ziyaretler genellikle büyüklerden başlardı. Aile büyüklerinin evine gidilir, uzun uzun sohbet edilir, ikramlar sunulurdu. Ardından komşular, akrabalar ziyaret edilirdi. Her evde benzer bir düzen vardı: Kolonya, şekerlik, çikolata tabağı ve bazen baklava. Çocuklar için ziyaretlerin anlamı biraz farklıydı. Onlar için her kapı yeni bir şeker, yeni bir harçlık ve yeni bir macera demekti. Ama farkında olmadan bir kültürün parçası olurlardı. Büyüklerin sohbetini dinler, bayramın ciddiyetini ve sıcaklığını hissederlerdi.

Bayram Sofraları: Tatlı Bir Buluşma

Ramazan Bayramı, aynı zamanda zengin sofralar demektir. Özellikle bayramın ilk günü kurulan sofralar, adeta bir şölen havasında olurdu. Börekler, dolmalar, sarmalar, tatlılar… En baş köşede ise baklava yer alırdı. Baklava, bayramın simgesidir. Günler öncesinden hazırlanan ya da en iyi pastaneden alınan baklavalar, misafire sunulmak için özenle saklanırdı. Çocuklar için ise baklava, şeker toplamanın yanında ikinci büyük ödüldü. Sofra etrafında toplanmak, sadece yemek yemek değil; bir araya gelmekti. Uzun süredir görüşmeyen akrabalar bayramda buluşur, geçmiş konuşulur, kahkahalar yükselirdi. O sofralarda sadece tatlı değil, hatıralar da paylaşılırdı.

Bayramın Kokusu ve Sesi

Ramazan Bayramı’nın hafızamızda yer etmesinin en önemli sebeplerinden biri duyularımıza hitap etmesidir. Kolonyanın ferah kokusu, baklavanın şerbetli aroması, yeni kıyafetlerin kumaş kokusu… Hepsi bayramın parçasıdır. Sadece kokular değil, sesler de hafızamızda yer eder. Kapı zilinin sık sık çalması, “İyi bayramlar!” sesleri, çocuk kahkahaları, büyüklerin duaları… Bayram, adeta bir ses senfonisidir. Bugün o sesleri ve kokuları duyduğumuzda, bir anlığına geçmişe gideriz. Çünkü bayram, duyularımızla hatırladığımız bir zamandır.

Değişen Zaman, Değişmeyen Duygular

Günümüzde bayramlar eskisi kadar mahalle içinde, kapı kapı dolaşarak kutlanmıyor olabilir. Apartman yaşamı, şehir hayatının yoğunluğu ve teknolojinin etkisiyle bazı gelenekler zayıflamış olabilir. Ancak bayramın özü hâlâ aynı: Birlikte olmak, hatırlamak, affetmek ve paylaşmak. Artık bayram şekeri çeşitleri mendilde değil, belki hazır paketlerde. Kolonyalar daha modern şişelerde. Ama bir çocuğun bayram sabahı duyduğu heyecan, hâlâ aynı. El öpmenin verdiği huzur, hâlâ aynı. Belki de önemli olan, şekiller değil; duyguların yaşatılmasıdır.

Bayramın Öğrettikleri

Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları bize birçok değer öğretti. Saygıyı, paylaşmayı, sabretmeyi ve küçük şeylerle mutlu olmayı… Şekerin az ya da çok olması önemli değildi; önemli olan kapının açılmasıydı. Kolonyanın markası değil, ikramın samimiyeti kıymetliydi. Bayram, bize birlikte olmanın değerini gösterdi. Küçük bir şekerin bile insanı ne kadar mutlu edebileceğini öğretti. Bir el öpmenin, bir dua almanın paha biçilemez olduğunu hissettirdi.

Geleceğe Aktarılan Bir Miras

Bugün yetişkin olan bizler, çocukluğumuzun bayramlarını özlemle anıyoruz. Ama aynı zamanda o bayramları yaşatma sorumluluğunu da taşıyoruz. Çocuklara bayramlık almak, şekerlik hazırlamak, kapıyı çalan miniklere güler yüzle ikramda bulunmak… Hepsi bir kültürün devamı. Belki artık mendiller yerine küçük çantalar var. Belki kolonya şişeleri daha modern. Ama bir çocuğun avucuna dökülen kolonya ve uzatılan bir şeker, hâlâ aynı anlamı taşıyor. Ramazan Bayramı, geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüdür. Çocukluğumuzun anılarıyla bugünün çocuklarının heyecanı arasında bir bağdır.

Bir Damla Kolonya, Bir Avuç Hatıra

Çocukluğumuzun Ramazan Bayramları, basit ama derin anlamlar taşıyan anılarla doludur. Mendilde biriken şekerler, avuçta serinleyen kolonya, büyüklerin duası, sofradaki baklava… Hepsi bir bütünün parçalarıdır. Bugün o günleri hatırladığımızda içimizde bir sıcaklık hissediyorsak, bu bayramların bize bıraktığı miras sayesindedir. Ramazan Bayramı, sadece takvimde yer alan bir tarih değil; çocukluğumuzun en saf, en neşeli zamanlarından biridir. Belki artık kapı kapı dolaşmıyoruz. Belki şeker toplama heyecanı yerini başka alışkanlıklara bıraktı. Ama bir yerde limon kolonyası kokladığımızda ya da renkli bir akide şekeri gördüğümüzde içimizde kıpırdayan o duygu, hâlâ bizimle. Çünkü bazı anılar zamanla silinmez. Özellikle de mendilde şeker, avuçta kolonya varsa…

Yorumlar (0)
Yorumlar E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi