Meclis Başkanı Mustafa Şentop: ‘Minsk Grubu beyin öldü’

Meclis Başkanı Mustafa Şentop: ‘Minsk Grubu beyin öldü’
12:00 - Ekim 20 2020 Salı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop Azerbaycan Meclisi’nde konuştu. Şentop, “Sizleri içten duygu, saygı ve sevgimle selamlıyorum. Güzel Türkçemizde ‘önce merhaba, sonra kelam’ diyorlar. Öncelikle sizlere selamlarımı iletmek istiyorum. 1990’ların başından beri Karabağ davasına destek veren ve bugün Azerbaycan’ın haklı mücadelesini tüm gücüyle destekleyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını öncelikle siz değerli heyetinize ve tüm Azerbaycan’a ilettim. Karabağ topraklarının ait olduğu ellere geçmesi için dua eden, Azerbaycan’ın acısını yüreğinde hisseden, sevincini kendi neşesi olarak gören ve manevi ruhu taşıyan sevgili milletimizin selamlarını getirdim. Nuri Paşa’nın kalbinde. 100 yıl önce ‘Özgürlük veya Ölüm’ sloganıyla hareket eden kdv kısmının işgal altında hareket eden milletimizin kararlılığı ve milli mücadelemizi sürdürme taahhüdü Türkiye Büyük Millet Meclisi karargahının desteğini, dua, harekete geçme iradesine sahibim. selam ve zafere kadar birlikte. Bu iradenin bir tezahürü olarak Azerbaycan’ın haklı davasına ve şanlı mücadelesine destek veren farklı partilerden milletvekillerimizle şimdi bu Yüksek Meclis’teyiz. Sizi temin ederim ki bu yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimizin açılışının 100. yıldönümünü anlıyoruz, rahip çoğunluğu şu anda içtenlikle bu salonda kimse istemiyor. Umarım tüm milletvekillerimiz hazır olur, biz işgalden kurtulduktan sonra Karabağ’da birlikte yapalım. Özetle, hayatlarını Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve özgürlüğüne adayan büyük liderler Mehmet Emin Resulzade ve Haydar Aliyev’in, milletimizin bir kez daha yükselen bayrağının bir kez daha yükselemeyeceğini söyleyerek, mübarek hatıralarına şeref ve saygılarımı sunuyorum. zemin. Karabağ’ı “anne” olarak bilen büyük şair Bahtiyar Vahapzade olarak, ulusal bağımsızlığın habercisi, bir annenin iki oğlu, bir hırsın iki kolu, bir millet, iki devlet, aynı arzu, aynı niyet, bir bizim her halimizdir. paylaşmaya da geldi. Öncelikle 12 Temmuz’da başlayan ve 27 Eylül sabahından itibaren yoğunlaşan Ermenistan yönetimindeki terörist çetelerin kardeş Azerbaycan’a yönelik saldırıları için büyük üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle Ermeni saldırılarında şehit düşen tüm kardeşlerimizi anıyor ve yaralılarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar için dua ediyorum. Geçmişten günümüze vatanları için ölen ve acı çeken tüm ballarımızı, kız kardeşlerimizi ve cesurlarımızı hürmet ve sadaka ile hatırlıyorum. Azerbaycan halkına başsağlığı ve sabır diliyor, bu zor zamanlarda istişare ve müzakere davetinizle Yüksek Meclisinize hitap etme şerefini bana verdiğiniz için içten şükranlarımı sunuyorum. Sevgili kardeşlerim, otuz yıl, otuz yıl geçirdiniz, bu süre boyunca eski topraklarınızın beşte biri işgal edildi, bir milyondan fazla kardeşiniz evlerini ve evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bağımsızlığınızın tadını bile sonuna kadar çıkaramazsınız. Ancak Yüce Allah’ın Yüce Kuran’da söylediği gibi, “Sakin olmayın, üzülmeyin. Eğer inandıysan, galip gelecek olan sensin. “Türkiye de o zaman sevgili kardeşlerin yanında ve vatan savunmasında yer alır. Türkiye ve Azerbaycan dünyanın diğer iki ülkesi arasında eşi benzeri olmayan yakın bir ilişkiye sahiptir.” Bir millet, iki devlet “sloganı sadece bir slogan değil, sadece tarihi bir tespittir; Ayrıca Türkiye sahasından her alanda diplomasi – yaşayan bir politika olan Azerbaycan ilişkilerine yön vermek Bu irade hepimiz tarafından, özellikle de Cumhurbaşkanımız tarafından açıkça ifade edilmiştir. gelişmelerin her aşamasında … 28 Eylül Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir grup ile dört siyasi partinin imzasıyla yapılan açıklamada bu taahhüdü bir kez daha ortaya koyduk. Meclis olarak tüm dünyaya ilan ettik. Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarını bir an önce terk etmesi, komşularına saldıran ve barışı tehdit eden bir ülke olarak hareket etmeyi bırakması gerektiğini bir kez daha haykırdık. bölge. Beyannameye imza atan partilerimizi temsilen milletvekillerimiz bugün sizlere bizzat ve yüz yüze sempati ve desteklerini ifade etmek için buradalar. Kafkasya’da yıllardır barış ve huzurun en büyük düşmanı olan Azerbaycan halkının güçlü iradesinin saygın temsilcileri, Birleşmiş Milletler ve diğer bazı uluslararası kuruluşların kararlarına rağmen işgal ettiği topraklardan ayrılmamış ve işgal ve terörü tam bir devlet politikası haline getirdi; İşgal ve katliam soyuna yeni bir halk kattı, sivillerin ve masumların öldürülmesini devlet politikasına dönüştürdü. Bu terörist devlet, uluslararası hukuktaki bu haydut devlet, Moskova’da insani ateşkes kararına rağmen sivilleri hedef alan saldırılarını sürdürdü. Çarşıları, sokakları, evleri hatta cenaze törenlerini bombalamaya devam etti, masum insanların hayatını kastetti ”.

“Ermeni askerleri masum sivilleri öldürmeye ve sivil hedeflere saldırmaya devam ediyor”

Ermenistan’ın sivilleri hedef almaya devam ettiğini belirten Şentop, “Kahraman Azerbaycan ordusunun arkasına bile bakmadan cepheden kaçan kahraman Azerbaycan askerlerine direnmeye yetmeyen Ermeni askerleri, masum sivilleri öldürmeye ve sivillere saldırmaya devam ediyor. hedefler. Doğrudan sivilleri hedef alan bu saldırıların tek kelimeyle “savaş suçları” olduğu herkes tarafından açıkça bilinmelidir. Öyleyse şimdi tüm dünyaya sormalıyız, verdiğiniz tüm kararları görmezden gelen bu saldırıları yargılamayacaksınız, ama neyi yargılayacaksınız, neyi lanetleyeceksiniz? Sağır mısın, kör müsün, kör müsün? İster kulağınızı asın, ister gözlerinizi bağlı tutun veya dilinizi ısırın; Aşağıdaki gerçeklerden asla kaçamayacaksınız: Ermenistan artık bölgesel, hatta küresel bir sorun. Küresel bir sorun haline gelen bu terörist devlet politikaları engellenmezse, yani doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmeye devam edilirse bu durum bölgeyi sadece bir ateş çemberi haline getirmeyecek, aynı zamanda herkesi tehdit edecektir. Kafkasya’nın komşu ülkeleri. Bu bakımdan barış yolunda samimi iseler, Ermenistan’a yıllardır rehberlik eden Ermenistan’ın ipini tutanlar, bu tehlikeli oyunu durdurmalı ve masumları öldüren bu haydut devlete arka çıkmayı bırakmalıdır. Doğru ve adalet yerini bulmadıkça çözüm üretemezsiniz. Dolayısıyla Kafkasya’daki çıkmaz Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve çevre şehirleri işgali devam ettiği sürece devam edecek ”dedi.

“Ermenistan’la ilgilenenler, orta ve uzun vadede bu haydut devlete verdikleri destekten büyük zarar göreceklerini bilmeli”

Ermenistan’a destek verenlerin çok acı çekeceğini ifade eden Şentop, “Anlaşmazlık, çözüm eksikliği ve istikrarsızlığın kendilerine fayda sağladığını ve bölgedeki rollerini artırdığını düşünerek hamle yapanlar ve Ermenistan’ı destekleyenler yanlıştır. Yangını körükleyenler bir gün mutlaka aynı yangından nasibini alacaklardır. Bugün Kafkasya ve bölgemiz, ancak Ermenistan’ın işgal altındaki Azerbaycan topraklarını derhal terk etmesi halinde yeniden barış ve huzur kazanabilir. Diğer tüm teklifler, öneriler ve sözde çözümler Ermenistan’ı şımartmaya devam edecek. Bu bakımdan bölgede nüfuz sahibi tüm ülkeler, Ermenistan’ı alenen veya gizlice korumak yerine gerçekçi ve adil çözüm yöntemlerini uygulamaya koymalıdır. Ermenistan’la ilgilenenler, orta ve uzun vadede bu haydut devlete verdikleri destekten büyük zarar göreceklerini bilmelidir. Ermenistan, “ağabeylerinin” uzun süre arkasında duramayacağını asla unutmamalıdır. Bu bölgede komşularıyla yalnız kalacağı günler çok uzak değil. Bütün dünya bunu anlamalı; Ermenistan’ın sahada ve masada ne kadar destek gördüğü önemli değil, Azerbaycan bu işgalci terör devletini işgal ettiği toprakların her karışından ve her karışından atabilir. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in de belirttiği gibi; “Azerbaycan’ın 30 yıl daha bekleyecek vakti yok” dedi.

“Minsk Grubu beyin öldü”

Minsk Grubu’nun beyin ölümü yaşadığını ifade eden Şentop, “Az önce de belirttiğim gibi milletvekili dostlarım, kardeşlerim, uluslararası camia kararsız tavırlardan ve ikiyüzlü yaklaşımlardan vazgeçmeli. Demokrasiyi, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü tekelinde tutma ve barışın tek koruyucusu olma gerekçesiyle yargıda bulunmaktan çekinmeyen uluslararası kuruluşlar, artık kararlarının ve beyanlarının onurunu korumak zorundadır. Birleşmiş Milletler’in 1993’te dört kararı var. Erivan yönetimi, Ermeni ordusunun işgal altındaki topraklardan derhal, koşulsuz ve tamamen geri çekilmesini talep eden bu kararları göz ardı etti. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde Amerika, Fransa ve Rusya’nın eşbaşkanlığını yaptığı Minsk Grubu, sorunu çözmek yerine adeta çıkmaza mahkum etti. Ermenistan’ın tavizsiz ve şımarık tavrı nedeniyle mesele otuz yıldır kangrene dönüşmüştür. Minsk Grubu şimdiye kadar sorunu çözmek için hiçbir irade göstermedi. Ayrıca, özsavunmayı bilmeyenlerin eşbaşkanlarından biri olan Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi, suçlanan Azerbaycan vatandaşlarının bir parçası olan Azerbaycan ve Türkiye’yi konuşarak Dağlık Karabağ’a saldırdı. Durum böyleyse, kendisinin de diğer kuruluşlarla ilişkilendirdiği ifadeleriyle, “Minsk Grubu beyin ölümüne neden oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi de Ermenistan’ın ihlalleri ve saldırganlığına ilişkin kararlar aldı. Kurulmuş ancak Ermenilerin direnişiyle çalışamayan ve bölgeyi inceleyemeyen komisyonlar vardı. Buna rağmen bazı devletler Ermenistan’a hoşgörüden vazgeçmediler. Sonuç olarak hakikat şeklinde görünen bu kararlar merkeze vurduğunda hep boş çıktı. Uluslararası toplumun açıklamalarının gereklerini yerine getirmiyor. Dolayısıyla geçmişte işlediği suçların bedelini ödemeyerek şımartılan Ermenistan, fırsat buldukça Azerbaycan topraklarına saldırmaktadır. Ancak bu sefer beklenmedik bir tepkiyle karşılaştı; Kahraman Azerbaycan ordusu, Ermenistan’ın saldırılarına cevap vermek ve Karabağ’ı işgalden kurtarmak için hızlı hareket etti, şimdiye kadar Karabağ’daki pek çok yerleşim kurtarıldı. Umarım hepsi kurtarılır. Öte yandan uluslararası toplumda, Azerbaycan’ı varoluş amacını inkar ediyormuş gibi uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa haklarını kullanmakla adeta suçlayanlar vardı. Azerbaycan’ın adil mücadelesine zarar verecek suçlamalarda bulunan devlet başkanları vardı. Bu noktada şunu vurgulamak isterim; Bu siyasi çaylak topraklarının gerçekçi hedefleri ile cüce akıllı piyonlarını çalmanın derin uçurum ve zıtlıklarını dış politikada hayallerine kavuşabilirler, ne Türkiye’nin ismeti ve izzetl duruşu Azerbaycan’ın onurlu mücadelesini lekeleyebilir. Yine uluslararası toplumdan çözüm ve ateşkes çağrıları yükseldi. Bu çağrılar samimi ise öncelikle Ermenistan’ın çözüm önerisini açıkça ifade etmesi sağlanmalıdır. Çünkü Azerbaycan her zaman çözüm peşinde koşmuştur ve talebi açıktır. Ermenistan işgal ettiği topraklardan derhal, koşulsuz ve tamamen çekilmeli; saldırganlığı durdurmalı. Bu talep, Birleşmiş Milletler kararlarının hükümlerinden ne az ne de fazladır. Kuşkusuz hiçbir devlet boşuna savaşmak istemez. Barış içindeki tüm taraflar için barış ve refah vardır. Ancak vatan savunması söz konusu olduğunda savaş meşru ve esastır ”.

“Yılanın bir daha aynı yerden ısırmasına izin vermeyecek”

Azerbaycan’ın haklı davasının altını çizen Şentop, “Tarihin engin tecrübesinden damıtarak ifadesini bulan cümle, bu benzetmeyle bulduğu dvel fevz-ü felâh; Huzur, barış istiyorsanız hazır olun. “Azerbaycan devletinin sloganından vazgeçmesini kimse bekleyemez. Hiç kimse Azerbaycan devletinden ve halkından bir yanağına tokat atıldığında diğerini çevirenler arasında olmasını bekleyemez. Azerbaycan devleti ve halkı kimsenin hakkını hiçe saymaz ve müsaade etmez. Herkesin haklarına sahip çıkması, yılanın aynı yerden bir kez daha ısırmasına müsaade etmez.Kesinlikle kılıçla düğümleri gevşetmekten yana değiliz.Ancak oturmak için sandalye arayanlar Azerbaycan Türklerinin ellerini havada bırakıp, süngülerin sadece ucunun gökyüzüne yükseldiğini gördüklerinde, kendi dillerinde bariz olan masalar ve kaygan ifadeler, Azerbaycan Türklerinin özgürlük ve bağımsızlık iradelerine ipotek koyamaz. Azerbaycan topraklarında tarihin akışının değişmeye başladığı günlerden geçiyoruz. 20. yüzyılın savaşlar, çatışmalar ve katliamlarla geçen siyasi, hukuki ve ekonomik dengeleri yok oluyor. ared. Bu dönemin istikrarsızlıklarını çözmek için ortaya çıkan kurumlar işlevsiz ve işlevsiz hale geldi. Uluslararası kurumlar ve tezleri tüm dünya ve insanlık için talep ettikleri barış, asgari refah ve insani yaşam koşullarını üretemediler. Çifte standartla hareket etme hastalığına giren bu kurumların yanlış sorunları çok daha göze batan bir hal aldı. Bazı ülkeler Birleşmiş Milletler kararlarına uymadıkları için müdahale edilirken, Ermenistan gibi onlarca Birleşmiş Milletler kararını tanımayan ve bu kararları dünyayla alay ederek ihlal eden bazı ülkelerle kimse konuşmadı. Bu tür çifte standart yaklaşımlar, uluslararası kuruluşların ve arka planların güvenilirliğini aşındırdı ve sonunda tüketti. Daha önce yaptığım pek çok konuşmada, uluslararası zemin ve örgütleri gözden geçirmenin gerekliliğine ve bazı uluslararası kuruluşların, özellikle Birleşmiş Milletler’in kuruluş hedeflerinde öngörülen misyonu yerine getirmekten uzak olduğuna dikkat çektim. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Dünya Beşten Büyüktür” itirazıyla bu durumu dile getirdi ve bu itiraz haklı çıktı ve dünyada büyük etkisi oldu. Var olmayan bir dünyanın modası geçmiş örgütleriyle uluslararası siyasete ve küresel dengelere ulaşmak artık mümkün değildir. Bugün, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ve diğer uluslararası kuruluşların da yapısal reformlara ihtiyacı olduğu netlik kazanmıştır. Dünya ve insanlık yeni arayışlarda. Uluslararası siyasette, uluslararası hukukta, uluslararası ticarette ve ekonomide yeni bir düzen talep eden sesler her geçen gün daha da yükseliyor. Çifte standartlardan uzak, sadece birkaç devletin değil tüm devletlerin egemen eşitliğine dayanan, sadece belirli ırk ve inançların değil tüm insanların eşitliğine inanan bir paradigma ile yeni bir dünya kurulmalıdır. ve tüm dünya için asgari refah ve insani yaşam koşullarını benimsemek. Biz Türkiye olarak, tüm dünya halklarının arzusunun olduğu bir dünyanın çok yakında kurulduğuna inanıyoruz. Bunun için sesimizi her platformda yükseltiyoruz. Her platformda tüm devletlere ve halklara çağrımızı yapıyoruz. “Mevcut dünya, çifte standartlar ve adaletsiz uluslararası düzen sürdürülebilir değil.”

Asya kıtasının siyasette ve ekonomide yükselen güç olduğunu belirten Şentop, “Dünyanın jeopolitik ve ekonomik ağırlık merkezi hızla Asya’ya kayıyor. Asya kıtasının her bölgesinde etkileyici bir gelişme ve gelişme süreci var. Nitekim 21. yüzyıla “Asya Yüzyılı” deniyor çünkü Asya kıtası küresel politika ve ekonomide yükselen güç. Asya ve Avrupa kıtalarının ayrılmaz bir parçası olan Türkiye’nin, Avrasya’da süregelen dönüşümünde kapsamlı bir uyum içinde olduğu ve büyük “Re-Asia” başlığıyla bir girişim başlattı. Türkiye – Azerbaycan işbirliği bu yeni perspektifin öncüsüdür. Kuşkusuz, Modern İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması bölgelerimizin refah ve kalkınmasına ciddi ivme kazandıracaktır. Uzun zamandır öncülük ettiğimiz Trans-Hazar Doğu-Batı Orta Koridoru girişimi de bu anlayışın bir tezahürüdür. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Orta Koridor girişimimizin omurgasını oluşturuyor. Yine bu bağlamda, uzun vadeli altyapı geliştirme stratejisi doğrultusunda, diğer mega projelerimiz ya tamamlandı ya da devam ediyor. Projemizin güzergahı bu kez tam kapasiteye ulaştığında, İpek Yolu, Azerbaycan önderliğinde Türkiye’yi daha güçlü ve geniş coğrafyayı birbiri etrafında birleşme iradesinin uyandırmasında vazgeçilmez bir role sahip olacaktır. Türkiye ve Azerbaycan, yükselen Asya ve Avrupalı kurumlarla politikalarını yürüttükleri projelerle birlikte, kilidin bir parçasını oluşturan enterkonnekte, enerji ve ulaştırma hatları gibi siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda ciddi bir itibar kaybı yaşıyor; Üç kıtayı birbirine bağlayan son derece stratejik olarak önemli bir coğrafyada bulunuyorlar. Kısacası Türkiye ve Azerbaycan dünyanın can damarını ellerinde tutuyorlar. Ve en önemlisi, bu coğrafyalardaki tüm bölünmelere ve çatışmalara rağmen, benzersiz bir şekilde et ve tırnak gibi bir arada duruyorlar. Bu bakış açısıyla, Kafkasya’da, sınırlarımızda ve Doğu Akdeniz’de maruz kaldığımız tüm provokasyon, saldırı ve baskıların temelinde stratejik gücümüzü zayıflatma girişimleri yatmaktadır. Ancak Azerbaycan ne ise otuz yıl önceki, otuz yıl önceki Azerbaycan, ne Türkiye ne Türkiye ne de otuz yıl önceki dünya. Türkiye ve Azerbaycan’ın kalbi aynı idealler için, aynı idealler için birlikte attıkça, tüm bu saldırılara karşı, sesimiz bu kadar güçlü, tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğiz ”dedi.

Yorumlar (0)
Yorumlar E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi