Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türkiye’nin Ege ve Akdeniz meselesi asla geri adım atmayacak bir konu ‘

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türkiye’nin Ege ve Akdeniz meselesi asla geri adım atmayacak bir konu ‘
11:00 - Ekim 8 2020 Perşembe

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar’da yayınlanan “The Peninsula” gazetesine röportaj verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar’da İngilizce yayınlanan The Peninsula gazetesine verdiği röportajda Türkiye-Katar ilişkilerinin yanı sıra Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve terörle mücadele politikası ile bölgesel gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“Katar ile stratejik ilişkilerimiz var”

Türkiye ve Katar’ın uzun geçmişinin, iki kardeş ülkenin kültürel ve insani ilişkilere sahip olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke ekonomi, sanayi, savunma, güvenlik, yatırım ve enerjiye uzanan geniş bir alanda stratejik ilişkilere hayır dedi.

Katar, 2014 yılında kurulan Yüksek Stratejik Komite mekanizmasıyla bugüne kadar 50 arasında anlaşma imzaladıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Katar yatırımcılar için gayrimenkul, finans, teknoloji, savunma ve iletişim gibi birçok alanda cazip fırsatlar sunuyor. 2019 yılında Katar’a ihracatımız bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 10 arttı.Şu anda Katar’da 500 Türk şirketi faaliyet gösteriyor.Sadece müteahhitlik firmalarımızın üstlendiği projelerin toplam değeri 18,5 milyar dolar. İnanıyorum ki Türkiye olarak ve Katar’ın kazan-kazan teklifi en güzel işbirliği örneklerine dayanıyor ”dedi.

“2022 Dünya Kupası projelerinde işbirliğimizi derinleştireceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle 2022’de Katar’da yapılacak Dünya Kupası öncesinde ortak projelerle iş birliğini derinleştireceklerini ifade ederek, şunları söyledi:

“2022 Dünya Kupası sadece altyapı yatırımları açısından değil, güvenlikten organizasyona kadar çok çeşitli alanlarda ciddi hazırlık çalışmaları gerektiriyor. Katarlı dostlarımızın bu örgütü başarıyla aşacağına eminiz. Türkiye’de geçmişte çeşitli spor etkinliklerine de ev sahipliği yaptık. Bu alanda ciddi tecrübemiz var. Bu deneyimi Katarlı kardeşlerimize sunmak için farklı projelerimiz var. İnşallah Katar Hükümeti ile özellikle güvenlik ve altyapı anlamında birlikte çalışacağız. Bu önemli spor organizasyonunun başarısı için her türlü desteği sağlayacağız. “

“Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı, tüm bölgenin istikrarı ve barışa hizmet ediyor”

Erdoğan, Türkiye ile Katar arasındaki askeri, güvenlik ve savunma sanayinin ortak bir projesi olan ikili ilişkilerin belkemiğini söyledi.

Türk-Katar Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın iki ülke arasındaki kardeşliğin, dostluğun, dayanışmanın ve samimiyetin simgesi olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üssümüzle ilgili olumsuz propaganda yapanlar kesinlikle iyi niyetli değil. Katar’ın Türkiye’deki askeri varlığı kardeşlerle sadece bütün körfezin istikrarına ve barışına hizmet ediyor. Bunun dışındaki kaos hesapları, Türkiye’den ve Körfez’deki Türk askeri varlığından kimse rahatsız edilmemelidir “dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülkemiz Katar’ın sergilediği dayanışmayı asla unutmayız. Katarlı kardeşlerimize yönelik haksız ablukayı ve yaptırımları da ortadan kaldırmak için her türlü çabayı gösterdik. Krizin olmasını dileriz. 3 yıldır devam eden en kısa sürede çözülecek. Katar’ın ablukadan çıkıp her türlü haksızlığa rağmen güçlendiğini görmekten de çok memnunuz ”dedi.

“Tüm terör örgütlerine karşı kararlı bir mücadele yürütüyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Suriye politikası ve terörle mücadele operasyonları ile ilgili sorular üzerine şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye, Suriye ile yaklaşık 911 kilometre uzunluğunda sınırdır. 2011 yılında Suriye’de başlayan çatışmalardan en çok etkilenen ülkelerden biriyiz. 1 milyon kişinin hayatını kaybettiği ve 12 milyon kişinin hayatını kaybettiği bir krizden korkamadık. Şimdiye kadar Suriye kaynaklı saldırılarda yüzlerce vatandaşımız şehit oldu, Türkiye hem insani hem de sosyal varlığa ağır bir yük bindi. 3,7 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyoruz.

Hiçbir devlet, sınırları içinde bir terör örgütünün gelişmesine izin vermez. Hem DEAŞ hem de PKK-YPG terör örgütlerine karşı kararlı bir mücadele yürüttük. Fırat Kalkanı Harekatı ile DEAŞ teröristlerini Cerablus, Azaz ve El Bab’dan çıkardık. IŞİD ile el ele savaşan ve bu uğurda şehit veren tek ülke biziz. Aynı şekilde Zeytin Dalı Harekatı ve Barış Pınarı ile PKK’nın Suriye uzantısı YPG-PYD terör örgütünü de sınır hattımızdan çıkardık. DEAŞ ve PKK-YPG’nin işgal ettiği 8 bin 300 kilometrekarelik alanı terörden temizledik ve bu arazileri gerçek sahiplerine teslim ettik. Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu’nun çabaları sayesinde, bir terör, zulüm, zulüm, bölgelerin istikrar ve barış içinde olduğu belirtildi. Şu ana kadar 411 bin Suriyeli mülteci bu bölgelere geri döndü.

Türkiye, Suriye topraklarında asla kalıcı değildir. Hiç kimsenin toprağında gözümüz yok. Kriz kalıcı olarak çözüldüğünde Suriye’deki varlığımız sona erecek. Ancak bu aşamaya kadar meşru müdafaa hakkımız ve Adana Anlaşması çerçevesinde terör ve ülkemize yönelik saldırılarla mücadele etmeye devam edeceğiz. İdlib veya geri kalan Suriye topraklarının ülkemizin güvenliğine tehdit olmasına izin vermeyeceğiz. “

“PKK / YPG ile işbirliği ve FETÖ’nün korunması ittifak dayanışmasını zehirliyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-ABD ilişkileri ile ilgili soruya şu cevabı verdi:

“ABD ile köklü, çok boyutlu ve stratejik bir işbirliğimiz var. Farklı menfaatleri olan ülkelerin aynı düşünmesi ve aynı şekilde davranması uluslararası ilişkilerin doğasına aykırıdır. Burada asıl mesele, görüş ayrılıklarına rağmen ikili çıkarlar temelinde ilişkileri sürdürmektir. Amerika ile çeşitli konularda zaman zaman ayrı pozisyonlarda olsak da aramızdaki stratejik ortaklığa büyük önem verdik.

Ancak son yıllarda, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin faili olan FETÖ liderinin ülkemize dönüşü ile Suriye’deki PKK-YPG terör örgütüne destek vermekte Amerikan yönetimi ile bazı zorluklar yaşadık. Sadece ABD’nin değil, bazı NATO müttefiklerinin de terör örgütü PKK / PYD / YPG ile işbirliğini sürdürmesi ve FETÖ üyelerini korumasının ittifak dayanışmasını zehirlediği aşikardır. Her iki konuda da müttefik olarak beklentimiz ülkemizle güçlü bir dayanışma idi; Maalesef beklentimiz karşılanmadı. Nitekim terör örgütü PKK-YPG, Suriye’de ortak görülmüş, Amerikan yönetimi altındaki bazı çevreler tarafından desteklenmiş ve korunmuştur. Özellikle eski yönetimin bazı askeri ve güvenlik bürokrasileri bu konularda tavizsiz bir tavır sergilediler.

Öte yandan Sayın Trump’ın atanması ile ikili ilişkilerimizde olumlu bir hava yakaladık. Pozisyonlarımız, hem bölgesel konularda hem de ticaretten yatırıma kadar birçok konuda giderek daha fazla örtüşüyor. Bölünmelerden çok ortak çıkarlarımıza odaklanıyoruz. Sayın Trump ile ikili ticaretimizi 100 milyar dolara çıkarmayı hedefledik. Biz de bu hedefe ulaşmaya kararlıyız. ABD ile terörizmle mücadele, demokrasi, istikrarsızlık ve çatışmaların sona ermesi gibi konularda NATO dahil her platformda birlikte çalışmaya devam edeceğiz. “

“Libya’da meşruiyet kazanacak, darbeciler kaybedecek”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Libya politikasıyla ilgili sorduğu soru üzerine şu açıklamayı yaptı:

“Sayın Serrac’ın başkanlık ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti, Libya’da uluslararası toplum tarafından tanınan tek meşru organdır. Akdeniz, Türkiye ve Libya’nın en uzun kıyı şeridine sahip olan denizcilik yetki ve askeri işbirliği anlaşmasının belirlenmesi iki konuya imza attı. Bu memorandumun BM tarafından tescil edilmesi, attığımız adımın uluslararası hukuk ve yerleşik uygulamalar açısından herhangi bir sorun teşkil etmediğini kanıtladı.

Meşru hükümetin talebi doğrultusunda Türk Silahlı Kuvvetleri Libya’da eğitim ve destek faaliyetleri yürütüyor. Darbeci Hafter ise ne meşruiyete ne de uluslararası tanınırlığa sahip. Meşru Libya hükümetine karşı lejyonerler ve yabancı milislerle kirli ve kanlı bir savaş sürdürüyor. Bu kişinin kendisi zaten bir paralı asker. Hem Moskova’da hem de Berlin Konferansı’nda taviz vermeyen tavrıyla ateşkes ve çözüm niyeti olmadığını tüm dünyaya gösterdi. Libya’da meşruiyet kazanacak, darbeciler kaybedecek. Bu noktada sükunet, Türkiye’nin sağladığı alandaki girişimleri sayesinde ortaya çıkan bir fırsattır. Hem Libya’da hem de bölgede barış ve istikrarı koruyacak bu fırsat boşa gitmemeli. “

“Doğu Akdeniz, Türkiye asla geri adım atmayacak bir konu”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin “Mavi Vatan” yaklaşımındaki gelişmelerle ilgili şunları söyledi:

“Türkiye hisselerinden bu yana Doğu Akdeniz’in zenginliğinde her zaman hakkaniyetli kıyı devletlerine sahip olmuştur. Bunu tüm diplomatik girişimlerimizde vurguladık. Ancak Türkiye’nin tavrının varlığından rahatsız olan Yunanistan başta olmak üzere gerileme devletleri tek taraflı adımlarla yola çıktı. Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye ile ünlü sömürge Fransa’sı artık Ermenistan’ı kışkırtan tavır altında bölgede aktif rol almak zorundadır.

Ege ve Akdeniz meselesi, Türkiye’nin asla geri adım atmayacağı bir meseledir. Türkiye ve KKTC sayılmayan, kıyıları hapseden hiçbir çözümü kabul etmediğimizi tüm platformlarda yüksek sesle dile getirdi, iyileşmeye devam edeceğiz. Haklarımızı ve çıkarlarımızı her zaman ve her koşulda korumaya ve savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Doğu Akdeniz’de kararlılığımızı gören ve ülkemizi içi boş tehditler ve şantajla destekleyemeyeceklerini anlayanlar, sonunda diyalog çağrılarımıza kulak vermek zorunda kaldılar. Ancak en başından itibaren diplomasi kanallarını açık tuttuk. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki gerilimi meseleden bu yana düşürmesi ve bu sadece diyalog da söylemlerinde değil, eylemlerinde açık ve açık bir şekilde ortaya çıktı. Uluslararası hukuk açısından haklı olduğumuz için rahatız. Bu doğrultuda Akdeniz meselesindeki tüm adımlarımızı, kazan-kazan ilkesi çerçevesinde, barışa ve huzura hizmet edecek şekilde, özellikle kendi çıkarlarımızı korumak için ve tüm Akdeniz ülkelerinin yararına atıyoruz. “

“Azerbaycan, Ermenistan’ın işgal ettiği toprakları tek tek geri alıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan’ın Ermenistan’ın işgal ettiği topraklarını kurtarma mücadelesine ilişkin olarak, “Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının bazı kısımlarını, özellikle de Ermenistan’ın katliamlar yaptığı Karabağ’ı işgal etmesi yaklaşık 30 yıldır sürüyor. Yıllardır bu katliam ve işgallere uluslararası toplumun sessiz kalmasından cesaret alan Ermenistan, sivillere yönelik yeni saldırılarla saldırgan adımlarını sürdürdü. Azerbaycan daha sonra işgal ettiği toprakları kurtarmak için harekete geçti ve şimdi Ermenistan’ın haydutla sahip olduğu toprakları geri alıyor.

Bundan sonra Türkiye, Azerbaycan’ın devlet sloganının haklı davasında ‘bir millet, iki devlet’ olarak kamuoyunun yanındadır, Azerbaycanlı kardeşlerimize tüm imkanlarımızla destek olmaya devam edeceğiz.

Bu bölgesel sorunun çözümü için sözde inisiyatif almayı iddia eden devletler ve uluslararası yapılar maalesef sorunu bugüne kadar çıkmaza mahkum ettiler. Bu devlet ve kurumların tutumu Ermenistan’ın şımartılmasına ve yeni işgal faaliyetlerine girişmesine neden oldu. Karabağ sorunu, son 30 yıldır Kafkasya’nın en önemli kriz meselesi olmuştur. Azerbaycan’ın yıllardır sonuçsuz kalan ve Ermenistan’ın artan saldırılarıyla dayanılmaz hale gelen bu sorunu fiili bir mücadele ile çözme kararı, hem tarihin, hem hukukun hem de coğrafyanın gerçeklerinin bir gereğidir. Bu sorunun kalıcı olarak çözülebilmesi için BM kararlarının uygulanması ve uluslararası hukukun gereklerinin yerine getirilmesi gerekmektedir.

Türk milletine karşı her fırsatta saldırgan ve düşmanca davranmayan Ermenistan, bölgede barış, istikrar ve barışın önündeki en büyük engeldir. Ermenistan tezvirat türüyle Türkiye’yi ağır bir yenilgiye uğratarak işgal etmiş, ardından çatışmada gösteriye girmeye çalışmış, hapsedilmiş ve çaresizlik içinde yaşadığı ispatlanmıştır. Ermenistan’ın bu tavrı bile bölgede geniş çaplı bir çatışma alanı yaratmak istediğinin bir göstergesidir. Gerçekleşen son süreç, barışı gerçekten kimin temsil ettiğini ortaya çıkardı. Bu gerçeği görünce, uluslararası topluma yıllardır uyguladığı çifte standardı terk etmeleri ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarındaki işgalini sona erdirecek adımlar atmaları çağrımı yineliyorum ”.

“Salgınla mücadelede fırsatlarımızı ve deneyimlerimizi arkadaşlarımızla paylaştık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’nin Kovid-19 salgınına karşı dünyanın mücadelesi şu şekilde değerlendirildi:

Koronavirüs salgını küresel bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra tüm dünya için siyasi, ekonomik ve sosyal boyutları olan bir sorun haline geldi. Doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm ülkeleri etkileyen bu salgını insanlığın maruz kaldığı büyük bir sınav olarak görüyoruz. Tüm dünyanın kaderinin ortak olduğunu hatırlatan bu sınavın omuz omuza çalışılarak aşılabileceğine inanıyoruz. Bu anlayışla sadece Türkiye gibi vatandaşlarımızın sağlığını düşünmemekle kalmıyor, 150’den fazla ülkede bulunan hiçbir ayrımcılık yapmadan tıbbi cihazlara destek veriyoruz. Ülkemizde üretilen evsel solunum cihazları ve maskeler başta olmak üzere ihtiyaç duyulan kritik sağlık malzemelerini arkadaşlarımızla paylaşmaktan çekinmedik.

Salgın döneminde hem sağlık altyapısı, sağlık sistemi hem de geliştirilen teşhis ve tedavi protokolleri ile takdir edilen bir farklılık gösterdik. Türkiye, son 18 yılda sağlık sistemimizi güçlendiren, 40 bin yoğun bakım yatağı, 246 bin yatak, bini aşan dört sağlık kurumu ve 1 milyon 100 salgını üzerinde binlerce sağlık çalışanı ile buluşan ülkelerden biri oldu en rahat. Bu süreçte hızla tamamlanan dev sağlık tesisleri ve ülke genelinde faaliyet gösteren 16 şehir hastanesi ile vatandaşlarımıza hem morallerini hem de sağlıklarını koruyacağımıza güvence verdik. Salgına karşı aldığımız sağlık önlemlerinin yanı sıra bu süreçte vatandaşlarımızı hayatın her kesiminden koruyan ve dünyaya örnek olan uygulamaları hayata geçirdik.

İmkanlarımızın yanı sıra, ülkemizin virüsle mücadele konusundaki tecrübesini arkadaşlarımızla paylaştık. Türk bilim adamlarının teşhis, tedavi ve aşı geliştirme konusundaki kararlılığı ve yoğun çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda 26 Mart 2020 tarihinde kabul ettiğimiz G-20 Deklarasyonu ile aşının hızlı gelişimi için kaynak sağlamayı taahhüt ettik. “Koronavirüs Küresel Tepki” taahhüt faaliyeti kapsamında üzerimize düşen görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. “

“AK Parti millete hizmet sevgisiyle ilk günkü heyecanını sürdürüyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin birçok Arap’ın sergilediği ve hayranlık yönetiminin İslam ülkelerinden Türkiye’ye getirdiği faydalarla ilgili sorularına şu şekilde yanıt verdi:

“AK Parti, milletin umudu olarak 2001 yılında kurulan ve kuruluşundan 15 ay sonra iktidara gelen bir partidir. Partimiz, kuruluşundan bu yana çok az ölümlünün şahit olabileceği başarılar, reformlar ve hizmetlerle dolu bir geçmişe sahiptir. Üstelik 18 yılı aşkın parti tarihimizle iktidarımızın her dönemi sadece iş yapmak ve eylem üretmekle değil, terörden vesayetlere farklı güçlere karşı mücadele ile geçmiştir. Allah’a hamd olsun, tüm bu süreçlerden büyük bir akılla çıkmayı başardık. Ayrıca son 18 yılda tüm seçimleri kazandık. AK Parti ve Halk İttifakı olarak 31 Mart 2019 Yerel Yönetimler seçimlerinde de açık ara galip olduk. AK Parti bugün 11 milyona yakın üyesi, dinamizmi, vizyonu ve millete hizmet sevgisiyle ilk günkü heyecanını sürdürüyor. Partimizin kadrolarında ve ufkunda hiçbir atalet veya zayıflama yok. Milletimizi güçlü bağlarımızı koruduğumuz sürece Türkiye’de uzun yıllar hizmet vermeye devam edeceğimize inanıyoruz. “

“Ortak sorunlarımıza İİT tarafından çözüm bulmak için çok çalıştık”

İslam ülkeleri arasındaki ilişkiler ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın işlevi hakkında yorum yapan Erdoğan, “İslam dünyası olarak ticaretten siyasete, dış politikadan savunma sanayisine hemen her alanda potansiyelimizin çok altında rakamlarla karşı karşıyayız. ve Teknoloji. İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payı yüzde 10’a bile ulaşmamaktadır. En zengin İslam ülkesi ile en fakir arasındaki gelir farkı 200 kattan fazla. Bugün 350 milyon kardeşimiz aşırı yoksulluk koşullarında hayatta kalmak için mücadele ediyor. İslam coğrafyasında insanlığın mevcut gelişme düzeyinin temelleri atılmış olsa da, bugün Müslümanların yaşadığı sorunların nedenlerini dikkatlice düşünmeli ve analiz edip çözüm bulmalıyız. Sorunlar sadece oturup konuşarak çözülemeyeceğine göre, adaletsizliği ortadan kaldırmak için mekanizmalara ve iradeye ihtiyacımız olduğu açıktır. İslam İşbirliği Teşkilatı, nüfusu Müslüman olan tüm ülkeleri bir araya getiren bir yapı olduğu için bu konuda sahip olduğumuz en önemli araçtır. İnanıyorum ki, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı tüm kurum ve faaliyetleriyle hayal ettiğimiz düzeye çıkarabilirsek dertlerimizi hep birlikte aşabiliriz.

3 yıllık Zirve Dönem Başkanlığımızda, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ortak sorunlarımıza çözüm bulması için gerçekten yoğun çaba sarf ettik. Özellikle İslam ülkeleri arasında karşılıklı ticaret ve yatırım olanaklarının artırılması ve yasal prosedürlerin yol açtığı engel ve darboğazların aşılması için çaba sarf ettik. İslam İşbirliği Teşkilatı üyeleri dahil birçok ülke ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyleri, Karma Ekonomik Komisyonlar ve Yüksek Stratejik Komiteler gibi mekanizmalar oluşturduk. İSEDAK 34. Toplantısında ‘Ticaretin Kolaylaştırılması ve Gümrük Risk Yönetimi’ ve 35. Toplantısında ‘Gıda Güvenliği’ konulu kapsamlı oturumlar gerçekleştirdik. İstanbul Tahkim Merkezi’nin kuruluş işlemlerini tamamladık. İslam Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarının yeniden yapılanma sürecinin kısa sürede başarıya ulaşmasını temenni ediyoruz. Tercihli Ticaret Sistemi Anlaşmasının uygulanması da son derece önemlidir. Kararlarımızı hayata geçirdiğimizde herhangi bir karmaşaya yakalanmadan sorunlarımızı konuştuğumuz ve çözüm ürettiğimiz organizasyonun verimliliğinin de artacağına inanıyorum ”dedi.

“Filistin haklarını göz ardı eden bir planın başarı şansı yok”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin-İsrail sorununa çözüm bulunması iddiasıyla hazırlanan ve “Yüzyılın Anlaşması” olarak sunulan plana ilişkin şunları söyledi:

“Bu plan, Türkiye’yi en güçlü yanıtlardan birine sahip olduğumuz bir ülke olarak nitelendiriyor. Filistinli kardeşlerimizin onaylamadığı bir planı, hangi ambalajı pazarlasa pazarlamasın kabul etmemiz mümkün değil. Filistinlilerin kazanılmış haklarını, 1967 sınırları temelinde iki devletli çözümü reddeden, işgal ve ilhak politikalarını meşrulaştıran, başarı şansı yok, aslında plan açıklandığı andan itibaren ölü doğuyor. Böyle bir planı uygulama olasılığını görmüyoruz. “

İlker Turak

Yorumlar (0)
Yorumlar E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi